12 Nisan 2008 Cumartesi

" Wake up the dawn and ask her whya dreamer dreams she never dieswipe that tear away now from your eye. . . "



Onunla flört etmeye 1998 yılında,bir grup ortaokul arkadaşımla beraber sevmediğimiz klişe derslerden kaytarıp da özgürlük alanımızda kendimizi iyi hissettiğimiz yer olan tiyatro salonunda başladım diyebilirim.Buradan nasıl ifade edebilirim bilemiyorum ama bende ilk anda görüp de beni çarpan bir kız etkisi yaratmıştır,ona ilk bakışınız ve/veya bakışlarınızı kaçırışınız,daha sonra da onu her zaman yanınızda istediğiniz ve bu etkinin içinizde hissettirdiği tarif edilemeyen şeyler olur da çıkar ya,işte böyle bir etki...Artık o sizin için bir Aylin,Ezgi,Deniz,Selin gibi biri olmuştur,bir zamanlar önemli ama tanıştığınız andan itibaren geçmiştekilerden farklı olan biri. OASIS .O zamanlar mp3 oynatıcıların,Youtube’un olmadığı ve internetin bu kadar gelişmediği bir zamandı ve işte yukarda yazdığım sözleri de ya MTV’den yada antishock özellikli CD playerlar aracılığıyla dinleyebilirdiniz, biz de ya TV’den yada CD çalarla ders çalışırken,otobüsdeyken dinlerdik.Benim 98’den beri dinlediğim ve albümlerinin çıkması için heyecanla beklediğim bir grup olması bu yazıyı yazmama aracı oldu. Onu ilk kez dinlediğimde sezinlediğim şey farklı bir tonu ve ruhuma farklı bir dokunuşu olmasıdır.Oasis’in en iyi albümlerinden birisi de genel otoritelerce kabul edilen,benim de tekrar tekrar dinlemekten kendimi alamadığım (What’s The Story) Morning Glory? Albümüdür. Bu albümle Oasis tanıtımı yapmaya başlamamdaki sebep tabii ki içinde bulunan ilk başta “Wonderwall”, ”Don’t Look Back In Anger”, ”Morning Glory” ve “Champagne Supernova” adlı şarkıları hem dünyada hem de İngiltere’de kitleleri peşinden sürüklemiş hem de o kadar ün sahibi olmuştular ki Dünya çapında bir kesimin The Beatles grubu’nun popülaritesini bile yerinden sarsabileceği hatta The Beatles’ın 90lara uyarlaması tarzında bir takım dergilerde ve müzik otoritelerinin yorumlarında bulunmalarını sağlamıştır.Oasis’in 1994 yılında ilk defa piyasaya çıktığı albümünden itibaren işte daha önce de dediğim gibi İngiltere haricindeki Anglosakson Dünyasında müzik tarihinin en önemli gruplarından biri haline gelmiştir. Bu grubun çıkış felsefesine derinlemesine bir giriş yaptğınızda 1970ler sonunda ortaya çıkan ve Thatcher İngiltere’sinde güçlü bir etkide bulunan ve Blur, Verve gibi grupların arkasından emin adımlarla Britpop’un temel taş gruplarından olan Radiohead, Coldplay,Suede gibi gruplar da 90’ların başında çok popüler olup zirveye tırmanan gruplarla beraber bir tatlı rekabete girişmiştir.
90’ların başında Liam Gallagher tarafından kurulan Oasis, Liam’ın ağabeyi Noel’in gruba katılmasıyla birlikte asıl biçimini almıştır. Gallagher kardeşlerin yanında gitarda Paul Arthurs, bas gitarda Paul McGuigan ve davulda Tony McCaroll ile grup son şeklini almıştır. Oasis ilk başlarda farklı bar ve kulüplerde kendi müzik anlayış ve tarzlarını sergiledikten sonra, Creation Plak Şirketi’nin dikkatini çekmiş ve 1994 baharında “Supersonic”adlı ilk single’ları piyasaya çıkartmış olan grup, bu şarkıyla İngiltere listelerine girmiş ve çok olumlu eleştiriler toplamıştır. Hatta 3. singleları olan “Live Forever”, İngiltere’deki listelerinde ilk 10’a girmiştir ve bu da pek tabii ki Oasis’in tanınmasında büyük rol oynamıştır. İlk albümleri olan “Definitely Maybe”, İngiltere tarihinde en hızlı satış yapan ilk albüm olmuştur. İşte bundan sonra da ciddi bir biçimde The Beatles grubunun yerini alacak olan grup olarak dünya kitleleri’nin bunu dillendirilmesinin kapısını aralamışlardır. “Supersonic” listelerde tırmanmaya devam etmiş ve “Whatever” adlı single, artık engellenemez çıkşın geldiği bir zirve olmuştur. Oasis Everest’in zirvesinde yani Dünya’nın çatısından aşağıya doğru bakıp olup bitenleri gözlemlemekteydi ki Radiohead ve hemen ardından ortaya çıkan Coldplay’de de bu önlenemez çıkışın benzeri girişimlerini ve bu çıkışın stratejilerinin izlenip uygulamaya nasıl konulacağı soru kombinasyonları içinde kendilerini bulacakları bir dönemin içine girmişlerdir. “Live Forever” adlı single,1995 yılı başında ABD’de çok popüler oldu ve ilk albümle ABD’de altın plak kazanan Oasis, bu arada davulcu Alan White’ı gruba dahil etti.Mayıs ayında piyasaya çıkan single “Some Might Say”, listelere 1 numaradan giriş yaptı ve Oasis 1995 yazını yeni albümün kayıtları üzerinde çalışarak geçirdi.1995 yılının Kasım ayında piyasaya çıkan “(What’s the Story) Morning Glory?” adlı 2.albüm, listelere 1 numaradan girip Dünya çapında 19 milyon satarak, İngiltere müzik tarihinin en çok satan ikinci albümü oldu. “Wonderwall” adlı single, tüm Dünya listelerinde bir numaraya ulaşırken,“Don’t Look Back in Anger” adlı 2. single da benzer bir başarı elde etti. Bu arada “Champagne Supernova”, Amerika listelerinde 20. sıradaydı. 1996 yılında, 1998 yılında ise toplama bir albüm olan “The Masterplan”ı piyasaya çıkaran grup,1999 yılında 4.albümün kayıtları sırasında gitarist Paul Arthurs ve




bas gitarist Paul McGuigan’ın gruptan ayrılması’nın ardından yerlerine gitarist Gem Archer ve basa da Andy Bell geldi.2000 yılında,“Standing on the Shoulder of Giants” piyasaya sürüldü. Satış rakamları iyi olsa da, eleştirmenler tarafından çok sıcak karşılanmayan albümden “Go Let It Out” adlı single, İngiltere listelerinde bir numaraya ulaştı. 2002 yılında da “Heathen Chemistry” piyasaya çıktı ve Liam Gallagher’ın bestelediği “Songbird” adlı single, yine İngiltere listelerinde hatırı sayılır bir dereceye girdi. Bu arada da yeni albümün kayıtları sürerken,Oasis’in davulcusu olan Alan White da gruptan ayrıldı.Yerine,The Who’nun bateristi Zak Starkey geldi bu da evsanevi grup The Beatles grubunun Ringo Starr’ı olan Richard Starkey’in oğlu olan Zak’ın gruba transferi Beatles’la olan karşılaştırma’nın yegane yansıması olduğunu kanımca kanıtlamış oldu. 2004 yılı Eylül ayında,“Definitely Maybe:The DVD” adlı albüm ve konser kayıtları, ilk albümün 10.yıldönümünde yayınlandı. Grup 2006 Mart ayında biten, 26 ülkeyi kapsayan büyük bir Dünya turnesine çıktı ve toplam 1. 7 milyon kişiye ulaştı. Aynı sene “Goal” adlı filmin soundtrack’ine “Who Put The Weight Of The World On My Shoulders” adlı yepyeni bir parçayı dahil eden Oasis,“Stop the Clocks” adlı iki CD’lik derleme albümü hayranlarına ulaştırdı.Yeni albümünü 2008’de çıkarmayı planlayan grup, albümde büyük bir orkestrayı kayıtlarında kullanmayı düşünüyor.

Süt Hırsızı bir başbakanla,bir Hollywood Yıldızı’nın Yarattığı İktisat Dünyası

Süt Hırsızı bir başbakanla,bir Hollywood Yıldızı’nın Yarattığı İktisat Dünyası

Dr.Emmett Brown: Söyle bakalm geleceğin kahini,1985’te A.B.D.’nin başkanı kim olacak?
Marty Mcfly: Ronald Reagan
Dr.Emmett Brown: Ronald Reagan?! Şu aktör? O halde başkan yardımcısı kim? Jerry Lewis mi? Jane Wyman’da başkan’nın eşi olmalı!!!
Marty Mcfly: (Dr.Brown’un arkasından koşarak) Whoa!,Bekle Doktor!
Dr.Emmett Brown: Ve Jack Benny,O da hazine sekreteridir!
Marty Mcfly: Doktor...beni dinlemelisin!
Dr.Emmett Brown: Bir gece için yeterince şaka dinledim evlat.İyi geceler![1]
[1]Back to the Future(Geleceğe Dönüş)filmin’den bir replik

Aslında her defasında yazı konusunda kendi içimde radikal kararlar alarak her türde yazı yazma “ukalalığını” göstersem de geçen ay’ki sayımızda,müzik köşesindeki yazımın ardından bu sefer benden daha iddalı bir müzik köşesi hazırlayacak olan Hakkı‘ya o köşeyi bırakma’nın bana verdiği huzurla,bana da hiç yabancı olmayan ekonomi dalında kalem oynatmayı seçtim.Umarım bu konuda da sizi de sıkmadan “sözel toplum” olma’nın gereği “bol fotograflı ancak az okumalı”(!)birşeyler ortaya koymaya çalışacağım bunun yanında yazımı okuduktan sonra da size faydalı olması için özeneceğim.Eee...fayda maksimizasyonu önemli bir kavram insan için.Hazır fayda maksimizasyonu deyince aklıma klasik iktisat’ın 1980lerden sonra tekrar şaha kalkması sonrası fayda maksimizasyonu gibi birçok terimin de evrim geçirerek yeni anlamlar kazanması,tekrar Liberal Kapitalizmin,Kıta Avrupası ve Kuzey Amerika’da 1929’daki büyük yenilgisi’nin ardından köklerinden yeniden doğan ve şu günlerde insana verdiği değişimi ensemizde hissettiğimiz sıkıntı kaynağı olarak hayatımızın can damarlarına kadar giren bir şey olup çıkması,işte benim de yazacağım ana konu olan
Corporotist(Müdahaleci) Kapitalizm’in yerini alması ile sonuçlanan ve şuan içinde yaşadığımız ekonomik sistemin de 1980lerden itibaren oluşan bu trendin hayatımız içerisinde neden yer almakta olduğunu anlatmaya çalışacağım.Bu olan değişimin,yazımın başında da yazdığım “Geleceğe Dönüş” filminde bile yer alması hiç de şaşırtıcı bir durum değil açıkcası.Düşünsenize bir Hollywood starı günün birinde Amerikan başkanı olup karşımıza çıkıyor ve bu değişimi Laffer ve arkadaşlarıyla atılan Arz yanlı iktisat politikalarıyla çözüyor daha sonra bu deneyimleri 90ların başında IMF politikaları olarak reçetelendirmek yoluyla “Sosyal bir bilim” olan Iktisada ters olarak sanki bir doktorun aynı hastalığa yakalanmış insanlara verdiği ilaçları kullanması için yazdığı reçeteleri her ülkeye çözüm önerisi olarak verip gelişmekte olan ülkelerde önü alınamayacak sosyal adaletsizliklere yol açmasına ve neredeyse Dünya’nın her bölgesinde finansal krizlerin tetiklenmesi(Rusya,Türkiye ’01,Meksika ’94,G.Asya,Arjantin) sorununu ortaya çıkartıyor ki bu sorunları Özallı yıllardan sonra da iyiden iyiye artık bir çeşit ekonomi labvatuarı haline gelen ülkemizdeki halk da net bir biçimde görmekte ve bunların bir çözüme değil,24 ocak kararlarıyla Türkiye’de de tasfiye edilen sosyal devlet(bizim ülkemizde baba devlet) olma bilinci’nin tüm Dünya’da yıkılması’nın bir gereği olduğu için yapıldığını anlamaktayız.Ülkesinde Eğitim ve Bilim bakanıyken 7-11 yaş arası öğrencilere bedava süt hakkını bütçe sıkıntısı nedeniyle kaldıran ve halk tarafından “Süt hırsızı” olarak adlandırılan İngiltere eski başbakanı Margaret Thatcher ve bir Hollywood starıyken A.B.D. başkanı olan Ronald Reagan’nın yaptıkları bu iktisadi devrim(!) hareketinin temel noktasının,bu ülkelerin anayasaları olduğunu görüyoruz.
Thatcher’ın taahhütlerini yerine getirebilmesindeki temel etken,yönetim gücü üzerinde bir yazılı anayasa’nın getirdiği sınırların olmaması ve iktisat politikası kararlarını uygulamada ısrarlı olabilmesidir.(G.Yay ve T.Yay,2007:419).Yine A.B.D. anayasasında da devletin sosyal bir devlet olduğuna ilişkin yazılı birşey yoktur ama devlet olarak bunu sadece benimsemiştir.Sosyal politikaların değiştirilmesi sadece hükümetlerin istekliliği ve kararlılığı yanında konjonktürün de uygun olması gerektirir ki bu 1979’daki II.Büyük Petrol krizinin ardından değişikliğin olmasını sağlayacak bir zemin hazırlanmıştır.Bunu engelleyecek sosyal demokrat bir oluşum da Amerikan tarihinde hiç olmamasından dolayı sendikacılık yaygın ve baskın bir unsur olmamıştır böylelikle bu politikalar rahat ve kolay yapılmıştır.A.B.D.’de özelleştirme de pek İngilteredeki gibi yapılmamıştır çünkü devletin fazla kamu iktisadi teşekküle yada bu gibi benzer yatırımları da mevcut değildir ama buna karşın GSMH’nın büyük bir kısmını kamu üretmekte olduğunu da hatıratalım.Yani arkadaşlar,toparlarsak hem Ingiltere’de hem de A.B.D.’de bu politikaların uygulanmasında ülkelerin birbirlerine göre karşılıklı avantajları ve dezavantajları vardır ama yapılan ve yaratılan bu yeni süreçte birçok ortak özellik içermektedir.
Thatcher’ın yukarda belirttiğim avantajının yanında kendi ekonomi politikalarını uygulamaya koyması için bir programa ihtiyacı vardı bu köklü dayanaklara sahip olması ve reformist eğilimde olan kadrosuyla bu işe girişmesi gerekmekteydi,O zamanki Dünya tarihinde eşi az rastlanacak bir programla işe girişmiştir.Thatcher’ın hazırladığı reformun iki sac ayağı vardı,bunlardan birincisi *Viktoryen Gelenekçilik,ikincisi ise Monetarist anlayışla harmanlanmış Yeni Klasik İktisat anlayışıydır.1979 tarihinde hükümeti eline aldığında GSMH’nın %5 oranında bir bütçe açığının yanında verimliliğin düşük seviyelerde olmasından dolayı GSYİH’nın(diğer ülkelere göre)düşük seviyelerde olmasına,sosyal devlet olmanın gereği olan Sendika-İşveren-Devlet üçlüsünün korporotist keynesyen modelin getirdiği ücretlerin rijit olması,ücret artışlarının verimlilikten daha fazla artış gösterme eğilimi sürecine doğru saptığı bir konjonktürle karşılaştı ki bu tabi ki 1970lerin Stagflasyon hareketlerini tetikleyen 1973 ve 1979 petrol krizlerinin yanında,ekonominin arz yanına daha önceki hükümetlerin çözüm bulamamasından dolayı bu düzeye gelmiş ve bu belirsizlik populist politikalarla sanki bu sorun yokmuş gibi görülüyor,eleştirilere de sağırlar dialoğunu bize hatırlatan “bizim değil,sizin döneminizde bunlar ortaya çıkmıştır”şeklinde bir çeşit ilerde patlayacak olan bomba gibi sorunlar bir hükümetten diğerine atılıyordu ve bomba da Thatcher’in hükümetinde patladı.
Keynesyen İktisadın enflasyona bakış açısı toplam talebe göreyken Monetarist İktisadın enflasyona bakış açısı tamamen parasal kaynaklıydı.Monetaristler,enflasyon para arzının kontrol edilmemesinden dolayı hem kamu harcamalarının ve kamu otoritesinin para basma gücünü kötüye kullandığını bu yüzden enflasyonun yükseldiğini söylemekteydi,yine Monataristler kamunun yaptığı harcamalarla özel sektörün yaptığı harcamalar arasında bir fark olmadığını yanlızca kamunun yapmış olduğu yatırımlar sonucu özel sektörün yapacağı yatırım potansiyelini törpülediğini ve faizlerin özel sektör alehine yükseldiğini söylemekteydiler(portfolyo crowding out etkisi).Margaret Thatcher işte bu benimsemiş olduğu politikaları uygulamaya geçerken en geniş para arzı tanımı olan M3’ü referans alarak hem kamu kesimi borçlanma gereğinin(KKBG) ilerki yıllarda ne kadar düşeceğini belirleyerek para arzının kontrolü sayesinde faizlerin kademeli bir biçimde kısılan kamu yatırımları ile inerek özel yatırımların kamunun yerini alarak canlandırma niyetindeydi.
Tablo 1, Kaynak :Curven,1990:316
₤M3* ₤M3 KKBG* KKBG
1980/81 için %7-10 1980/81 için %19,50 1980/81 için %3,75 1980/81 için %5,50
1981/82 için %6-10 1981/82 için %12,75 1981/82 için %3,00 1981/82 için %3,20
[* işareti olanlar önceden belirlenen değerleri gösterir;* işareti olmayanlar ise gerçekleşen değerleri gösterir]
Yukardaki tabloda tahmini değerleri hükümet programında belirleyen Thatcher’ın uygulamaya koyduğu ekonomik tedbirlerin temeli olan monetarist iktisadın içerisindeki harcı kuşkusuz belirlemiş olduğu 3 önemli maddeydi,Orta dönem finansal Strateji,Kamu kesimi borçlanma gereği ve Sterlinin aşırı değerlenmesini önleme.KKBG’nin aşırı bir biçimde artışını engellemek için 3 enstruman bulunmuştu Özelleştirme,Sendikalar Reformu ve Daraltıcı Maliye politikası işte kıyamet şu uzun son paragrafımda kopmuştur çünkü refah devletinin kurallarının yerini alan bu politikalarla birliğin yerini sıkı rekabet,girişimciye olan müdahaleden bireyciliğe doğru bir adım atılarak keynesyen politikalarla kabul edilmiş olan İş bir hak,istihdam bir mecburiyettir anlayışının yerini,iş bir mal istihdam bir ayrıcalık durumu oluşturmuştur buradan hareketle diyebiliriz ki Thatcher’in 90ların başına kadar yürüttüğü ve başarmayı taahhüt ettiği her türlü hedefi gerçekleştirmek için birçok yol denemiş ve çoğunda da başarılı olmuştur ama ilk 4 yıllık iktidarındaki performansının kötü olduğunu söyleyebiliriz,Bu dönemde büyüme oranları yanında enflasyonun 70’lerdeki değerlerinden daha fazla artış göstermesinin nedenini de fiyat kontrolerinin devlet tarafından serbest bırakılması,dolaylı vergilerde olan artışlar,standart vergilendirme ve kazanılmış gelirden alınan vergilerde yapılan düşüşler etkili olmuştur.Hedeflenen M3 para arzının kısılması için de alınan tedbirler sonucu faizlerin yukarı doğru çekilmesi gerekti çünkü kredi talebinin kısılması isteniyordu fakat yaşanan resesyon içerisinde firmalar faizlerin maliyetini göze alarak kredi almak durumunda kalmışlardır bu da para arzının hukümet tarafından kontrol edilememsine yol açmıştır.İşte hesaplanamayan nedenlerden dolayı bu resesyondan nemalanan bankalar faiz oranlarının serbest biçimde piyasa tarafından belirlendiğinden kredi verme yarışının verdiği rekabet etme hırsı ile daha fazla para yaratmaya ve mevduat sahiplerini kredi oluşturmaları için bankalarında tasarruflerını değerlendirmeleri teşvik etmeye başlamıştır.Bankaların bu yarışı nedeniyle M3 kontorlsüz büyümesini körüklemiş KKGB ilk olarak %14’e 1981de %12ye düşmüştür buna tepki domino etkisi yaratarak ilk olarak faiz oranları düşüşe geçmiş,buna tepki olarak döviz kurlarında düşüş yaşanmıştır yaşanan bu gelişmeler sonucu da hükümet ODFS’de bir revizyona gitmiş ve banka dışı kesime devlet tahvili satma yoluna girmiştir bu da Sıkı para politikasını esnetme anlamına gelmekteydi.1985de olan bir diğer sorun da Sterlinin değer kaybetmesi ve KKGB’nin beklenenden fazla çıkması yanında Madenci Grevleri eklenince bu kaotik bir duruma yol açmıştır.Thatcher’ın buradaki hatası faizleri banka mevduat faizleri ve kamu borçlanma faizi olarak kategorilendirmemiş,stratejik bir hataya duşmüştür.Yani sözün özü sıkı para politikası yapayım derken bu iş’te çuvallamıştır hesaplar tutmamıştır.1985den sonra da dar para tanımları olan M1,M2’nin kontrolü sağlanmaya çalışılmıştır bunda M3 tanımının bankaların borç verme oranına bağlı hale gelmesi yüzünden değişmesinin ön planda olmasıdır.
İngiltere’de 1980 resesyonu içerisinde bu gelişmeler yaşanırken biraz isterseniz uluslararası iktisadın monetarist bakış açısından bakarsak faizlerin yükselmesi nedeniyle bu sefer de dışardan sermeye giriş çıkışları ortaya çıktı ve İngiltereye döviz yağıyordu adeta bu da Sterlinin gittikçe değerlenmesine neden oluyordu keza bunun yanında ise emek maliyetlerinin bunlardan etkilenlemesinin dolaylı sonucu olarak da imalat sanayii bundan kötü etkilenmiştir.Bu olumsuzluklar da dışarıya petrol ihraç edilerek kapatıyordu ama imalat sanayii işinden vazgeçmek de GSYİH düşürüyordu bu böyle nereye kadar gidecekti?
Thatcher Hükümeti bu yüzden emek maliyetlerini olabildiğince indirmek için bir takım girişimlerde bulunması lazımdı bunun kökten çözümü için devleti işletmeci bir konumdan seyirci(deregülasyon) konumuna geçirererk endüstriel sektörden çekilmek,sadece hizmet sektöründe devleti sınırlı tutmak bunun ardından da sendikacılığın gücünü kırarak işletmeciler lehine sonuçların gerçekleşmesini sağlayacak kanunları yürürlüğe sokmaktı çünkü keynesyen makroekonomik düzen içerisinde etkin bir rol oynayan,demokrasinin önemli sivil kanadı olan sendikacılığın fonksiyonu sebebiyle emeğin maliyetini çok fazla arttırmaktaydı.(*Duopol piyasacılık)Hükümet ve monetaristler açısından emeğin korunması varolan ücretlerin aşağıya doğru olmayacak şekilde rijitliğini sağlayan sendikaların ücretlerdeki artış konusundaki isteklerinin verimlilikten fazla bir biçimde istedikleri düşüncesi mutlak bir ortak görüştü ve düzeltilmesi gerekiyordu.1983den başlamak üzere daha hızlı bir biçimde verimliliği düşük olan K.İ.T.leri satmaya yada bazılarında da teknolojik yatırımlar yaparak verimliliğini arttırma ve niteliksiz yada gereksiz istihdam edilen kişileri işten çıkartma yoluna gitmiştir nitekim,1976 yılında 750 bin civarında bulunan kamu personeli sayısı 1984 yılında 600 bine düşürülmüştür.1987’ye gelindiğinde petrol gelirleri ödemeler dengesi açığını kapayamayınca bu sefer enflasyonla mücadeleye girmiş durumda olan Thatcher bu emel uğruna da üretimi kısarak,işsizliği azdırma yoluna girmiştir bu hareketler sonucu sendikali sayısı 1979daki 13,3 Milyondan 1990ların başında 8.7 Milyona kadar inmiş,işsizlik artmıştır.
1980’den başlayarak yapılan özelleştirmeler;aktif satış,deregulasyon,ihale,kamu hizmetlerinin özel sektöre devri,devlet konutlarının sahiplerine satışı biçimde yapmaya başladı(Clark,1993:209).Bu yapılan özelleştirmelerdeki amaç bir rekabetçi düzen yaratmak yerine düzenlenmiş rekabet olmuştur(T.Yay & G.Yay,2007:438).


¬Thatcher Döneminde İngiliz Toplumunun Evrimi¬ , Kaynak : F.Bédarida, La Société anglaise du milleu du XIXe s. A nous jours(Paris,1990) ve Encyclopedia Universalis
1979-1980 1984 1989-1990
Milyarderler(Sterling) 5000 20000
Hissedarlar(nufusa oran,% olarak %3 %20
İşsizler(aktif nufusa oranı,% olarak) %5 %11 %6
Açlık sınırının altında yaşayanlar 4,4 Milyon 8,2 Milyon
Sendika Üyeleri 13,7 Milyon 8,7 Milyon

Bir Hollywood starıyken ABD başkanı olan Ronald Reagan da 1981de geldiği iktidarı 1989a kadar yürütmüş ve yürütülen Yeni Klasik İktisat ve Monetarist hareketin bir karması olan politikaları Thatcher gibi uygulamaya koyulmuştur.”Reaganomics” denilen Arz yanlı İktisat politikalarıyla harmanlayan Reagan,ekonomi politikalarını uygulayan Laffer ve Chicago Okulundan profösörlerden oluşturmuş olduğu kadrosuyla ABD’yi girmiş olduğu zor durumdan çıkartmak için kolları sıvadı.Laffer eğrisi olarak ekonomi literatürüne giren bu açılımla Laffer oluşturmuş olduğu bu eğriyle devlet gelirlerinin vergi oranlarıyla birlikte bir düzeye kadar arttığını,ama bu eşiğin ötesine geçildiğinde vergi oranlarındaki artışın vergi girdilerinde bir azalma yarattığını göstermeyi amaçladı.Reagan iktidara geldiği ilk yıllarda Laffer eğrisi ile Maliye politikalarıyla almış olduğu önlemlerle beraber Para Politikalarda da ilk hedef enflasyondu,enflasyona adeta bir savaş açan Reagan para arzını kısarak para politikasını daraltma amacını güdmüştür.Vergilerin azaltılması ile harcamalarda istenilen kısılmaya gidilemediğinden vergi indirimleri de bütçe açıklarını kapatamamıştır bu da cari açığa neden olmuştur çünkü bütçe açıklarını kapatmak için vergilerdeki indirimlerin yeterli olmaması sıkı para politikaların uygulamasının adeta bir paradoksuydu bu yüzden artan faizler sonucu yurtdışından bol miktarda dış tasarruflar kullanılması yoluyla bol miktarda tahvil çıkartarak büyük miktarda borçlanarak Amerikan tarihinin dış Dünyaya en fazla borçlu olduğu bir döneme girmiştir yani halk diliyle Reagan’nın evindeki giderler gelirlerden fazla olduğundan dolayı yüksek faizlerde borç veren tefecilerden borç para alma yoluna girmiş ve borcu borçla çevirme yoluna girmiştir.Bir dönem sonunda uluslararası İktisadi bir bakış açısıyla bakarsak eğer,aktiflere olan talepler artması dolayısıyla,yabancı sermaye girişleri artış göstermiş,ülke parası değer kazanırken,yabancı paranın değeri düşüş göstermiştir bu etkilerin sonucu paranız değerliyse ithalatınız artar ve cari açığınız kontrol edemezseniz tavan yapabilir.Reagan Amerikan ekonomisini canlandırmak için aynı zamanda üretime dönük teşviklerin yanısıra diğer bir yeniliği de bir çok alanda iş alanları açması işlerin parçalanması şeklinde bu sayede yeni yeni iş alanlarına kapı açarak part-time ya da evde iş yapıp iş yerine gereksinim duymayacak şekilde iş alanlarına kapıyı açmak şeklinde yeniliklere girişti bu da sendikal hareketlere darbe vurmuş iş alanları parçalandığından sendika üyesi işçiler arasında birlik zedelenmiştir ki daha sonra globalizasyonun etkisiyle daha şiddetli yaşadığımız şu günlerde de post-fordist üretim yapısıyla üretilecek olan ürünün her parçasının başka bir ülkede yaparak birleştirme şekline girmesine neden olmuştur.Feminist hareketin Reagan İktisadına etkisi büyük olmuştur şu ki kadının istihdam gücüne dahil olması sonucu bu sefer de etkilerinin daha fazla hissedildiği şu günlerde işkoliklik,kadın olmakdan dolayı gelen nitelikleri unutması gibi sorunlara yol açmıştır ki bunu Avrupada ve Amerıkadakı nufus artış hızının azaldığını sadece bu faktöre yükleyerek bir genelleme yapmak istemiyorum ama bunun da etkisi de yadsınamayacak kadar fazladır.Reaganın en fazla uğraştığı sorun ise 80lerin ortasında çifte açık sorunu olmuştur (*Twin Deflict).Bu dönemden sonra ekonomi dışardan çok fazla miktarda portföy yatırımlarıyla finanse edilmeye başlanmış ve dışardan büyük ölçekte borç alınmıştır.ABD’nin dış ticaret açıklarının doğmasının sebebi birçok sektörde karşılaştırmalı üstünlük teorisine göre bir strateji izlenerek çıkılmış olması ve bu sektörleri Japonya ve Çine bırakmasıdır.Alınan bu önlemlerle enflasyon ile olan savaşta ilk 4 yıllık periyodda zafer kazanılmıştır ama sıkı para politikası sebebi ile işsizlik zirve yapmıştır.Reaganın reçetesinde yazılı olan çözüm önerileri hemen cevap verdi mi? dersek doğru bir sonuca vardığını söyleyemeyiz sadece enflasyonun %14den %3e düştüğünün yanısıra doğal işsizlik oranı %7de takılı kaldı,sıkı para politikaları sonucu faiz oranlarının yükseldiğini,yatırım ve büyümenin sınırlandığını görüyoruz ki 1983de de ekonomi yukarda saydığım nedenlerden dolayı da resesyona girmiştir.Thatcherın da hedeflemiş olduğu kamuda verimlilik konusunda da önemli adımlar atan Reagan kısmi bir başarı elde etmiştir.Kamu hizmetlerinden gaye vatandaşın devletten yapılmasını beklediği işleri en az maliyette en seri, en etkin ve en verimli bir şekilde yapma düşüncesi bütün bürokrasiye hakim olmuştur.

Reagan kamu hizmetinde,tasarrufa ve yeterliliğe öncelik vermiştir.Federal kamu personelin ücretinden kesintiye gitmiştir.Daha fazla tasarruf yapmak için yönetim,federal işçilerin emeklilik yaşını yükseltmişi ve federal personelin emeklilik keseneklerinin payını arttırmıştır. 1981-1985 yılları arasında (posta hizmetleri ve savunma bakanlığı hariç olmak üzere) 75.000. kamu görevlisinin federal hükümet ile ilişiği sona ermiştir.Yönetim sağlamış olduğu kadro açığı ile o tarihlerde yürürlüğe koyduğu yıldız savaşları projesi için Savunma Bakanlığı emrinde istihdam edilmek üzere, 94.000. yeni personel atamıştır.Tam beş yıl içinde tamamı üst düzey personel yöneticisi olan 1632 kişiyi değiştirmiş, 1978 tarihli Kamu Hizmeti Reform Yasası (Civil Service Act) yasasının verdiği yetkiye istinaden binlerce kamu personelini kamu hizmetinin en üst kadrolarına atamış, diğer binlercesinin ise görev yerlerini değiştirmiştir bunun yanında da verimliliği arttırmak için alınan diğer faaliyetler arasında, işlerin tekrarını önlemek, çalışanların niteliğini yükseltip, sayısını azaltmakta yer almaktadır. Reagan’ın yaptığı icraatlar bütçesinde milyarlarca ABD doları gelir sağlarken özellikle üst düzeyde kamu personelinin moralini de bozmuş, onların en az 10.000.adedinin kamudaki işlerini terk ederek özel sektöre geçmesine neden olmuştur.(Yrd.Doç.Dr.M.Refik KORKUSUZ, http://www.dicle.edu.tr/dictur/suryayin/khuka/ )
Kaynakça
BEDARİDA,F.(1990): La Société anglaise du milleu du XIXe s. A nous jours,Paris
CLARKE,T.(1993):”The political Economy of the UK Privatization Programme”
CURWEN,p.(1990)(Ed.):Understanding the UK economy,Mac Millen
YAY,GÜRKAN GÜLSÜN & YAY,TURAN(2007);İktisat yazıları,Nobel yayınları,İstanbul
ANAHTAR KELIMELER
Gini Katsayısı: 0-1 arasinda bagimsiz bir rakam olup, bir ekonominin ideal gelir dagilimindan sapmasini sayisal olarak ifade eder.
dunya olceginde gelir esitsizligini gosteren gini katsayisinin 1965’te 0.66, 1980’de 0.68, 1990’da 0.74’e yukselmesi, kureselleşme sürecinin derinleşmesi ile uluslararasi gelirin dağilimindaki eşitsizliğin derinleşmesi arasinda yakin ilişkinin varliği belgelenmektedir.
Viktoryen Gelenekçilik: Sıkı çalışma ahlakı yanında kendine güven kendi yağıyla kavrulabilme bilincine sahip,kendi ayakları üzerinde durup,ülkesiyle gurur duyan bağımsız bireycilik anlayısına denir.
Twin deficit: Bu ülkede hem bütçe açığı (iç açık) hem de dış ticaret açığı (dış açık) varsa buna ikiz açık denir.Aşağıdaki tabloda ABD’de yaşanan ikiz krizin nasıl olduğunu anlatıyor