Bugünlerde Başbakanın ağzından bir sürü değişik aynı zamanda da nostaljik kelmalar duymaktayız dostalar;nostaljik diyorum çünkü siyasetin tozlu sayfalarına baktığımızda başbakanının söylediğini eskiden de söylemiş olanlar ve hatta daha öncekilerin söylediği laflardan da öte laflar etmiş olanlar mevcut örneğin beyfendinin ya da babamızın okkalı bir lafı var 1961 anayasası için "BU DEVLET BU ANAYASAYLA YONETILMEZ" 10 yıl sonra 12 mart muhtırası yiyen Demirel hukumeti istifa etmek zorunda kalmış fakat anayasada köklü değişiklikler olmasına ve anayasa’nın ¼’ünün değiştirilmesine ve bize fazla özgürlükçü bir anayasa olduğu için bazı “sakıncalı” maddelerinin kaldırılmasına karşın gittikçe cepheleşen siyasi hayatın içerisine yeni bir kavram ortaya atılmış "Milliyetçi Cephe" böylece madem tek başımıza devletin anayasasını aşamıyoruz o halde cepheleşerek bunu yapmalıyız amacıyla olsa gerek ki bu ihtiyaç duyulmuş daha sonra sokaklarda ortaya çıkan bomba patlamaları,suikastlar,katliamlar,anarşinin devleti zor duruma sokması vesaire,vesaire
Sivil hareketlerin 1961'in özgürlükçü anayasası bu ülkeye katbe kat fazla gelmiştir ve sonuç sivil halkin hatta ve hatta DISK'in bile tebrik mesajlarını yollamak için cebelleştiği ordumuza kalmıştır iş ve müdahale etmiştir çünkü halk 5 yıldan beridir hergün neredeyse ölümlerden katliamlardan bıkmış,ekonomik refahın sağlanamadığı gibi fazlasıyla kötüleşmiştir bunun yanında da bu cepheleşme hareketleriyle beraber demokrasi yapma durumunun Ecevit açısından kalmaması 1973 seçimlerinde diğer sol hareketlerin ve halkın isteğiyle ve baskısıyla bir maceraya atılmak zorunda kalan Ecevit için MSP-CHP ittifakının ardından 1977 seçimlerinde tekrar bu partiyle bir hükümet kurma durumunun kalmaması daha sonra “Ortanın solu Moskova yolu” diye bu felsefik açılımın bakılmadan,incelenmeden,tartışılmadan AP tarafindan fırlatılıp bir kenara atılması hocam Sn.Emre Kongarın dediği gibi Gelenekçi-Liberaller tarafından benimsen(e)mesi durumu AP ile de bir ittifakın yapılamamasına yol açmış 1978-1980 arasında Kıbrıs davamızın haklılıgına ragmen ambargoların kalkmaması Ecevit hükümetini döviz sıkıntısına ve petrol sıkıntılarına sokmuş ödemeler dengesinin geri dönülmez bir hasara uğraması,yanıbaşımızda ortaya çıkan İran islam devrimi,Afganistanın işgali gibi yeşil duvarın domino taşları gibi devrildiği durumda NATO ve ABD’nin Türkiyeye acil yardım edilmesi gerektiğini anlaması ve antillerdeki küçük bir ada’da Guadeloupe’da toplanıp Türkiyeyi konuşmasından çıkan sonucun da IMF’yle anlaşma olmadan 1$ dahi yarım alamamamızın ortaya çıkması üzerine CHP’nin halkın rıskını tefecilere ipotek etmesi gibi Türkiye için utanç verici süreçlere sürüklenmememize neden olmuştur... sonuç:cephe galip gelmiş ama Türkiye iktisaden çökmüştür ordu da dediğim gibi iç hizmet kanununa göre hakkı olan müdahaleyi yapmak zorunda kalmıştır ülkenin savunulması ve korunması hükümetin olduğu kadar ordumuza da aittir fakat bu müdahale 27 mayıs hareketinden "baya" bir farklı olmuş Ata'nın kurduğu kurumlar birbirinden ayrılıp isimleri değiştirilmiş hatta kimsenin kapatmaya cesaret dahi edemediği Ata'nın partisi CHP de kapatılmış ve Ecevit,Demirelle beraber sürgün geçireceği hamzaköydeki TSK lojmanlarına yerleştirilmiştir ardından kafamıza Kurucu plebisit bir anayasa fırlatılmış "Bu anayasaya ben kefilim" diyen K.Evrenin TV yayınından sonra anayasa kabulunde bir patlama yaratmış %91,5 gibi bir oranla kabul edilmişti halbuki 1961 anayasası %40 red oyu almıştı...demokrasiyi kendilerine elverişli kendilerine göre isteyenler anti demokratik bir anayasanın ortaya çıkmasına ve kendilerinin de 10 yıl siyasetten men’ine sebep olmustur.Simdi ise tekrar demokrasi isteyen bir basbakanımız daha var o da demokrasi istiyor söylem ne kadar farklı olsa da durum aynı,öz aynı.Basbakan ben 2002 seçimlerinde 34,5 oy aldım TBMM’de 357 milletvekili soktum ama cumhurbaskanı seçemiyorum diyor bu nasıl istir diyor ben bunu yapanların tarihle ilerde hesaplasacagını pekala biliyorum diyor eh buraya kadar kabul etmesem de kendisini eyvallah fakat bu laf olmadı bakın devletin bir özel kanalında ne diyor “Anayasa mahkemesinin aldıgı karar YÜZ KARASIDIR!” dostlar Anayasa mahkemesi bildiginiz gibi Anayasayı yargılayacak ve yorumlayacak bir merciidir alınan kararlar elbette elestirilir fakat bu cümle yürütmenin sorumlu kanadı tarafından bir elestiriyi asan uslupla hakarete varan devletin organını asagılamaktadır,burda çıkarılacak sonuca bakacak olursak istedikleri sey TBMM’nin egemenligin yegane temsilcisinin kendilerinin olmasının gerektigini çünkü seçimlerde halk anayasayı bile degistirecek bir milletvekili çıkaracak kadar oy vermistir bize ondan dolayı egemenlik ve irade benim elimde benim dudaklarımın arasında olması gerektigini bunun için de alacagım kararlarda kimseye agız bükmek zorunda olmam gerekmemektedir diyor bunu açıkça söylüyor diye algıladım ben artık algılama kavramımız da gelisti laikligin de tartısılması gerektigini alenen de olsa duyduk meclis baskanımızdan onun için hersey açık söylenmektedir daha akademik bakacak olursak bu konuya 1924 anayasasında “BMM egemenligin yegane temsilcisidir” maddesini görecektir bunu kullanan ardından sivil bir darbe yaparak “Tahkikat Komisyon”larını kuran,radyolarda saatlerce Vatan cephesine katılanların isimlerinin okunması gibi uygulamalara giden eski Demokrat Partililerin yaptıgının bir benzeri gibi hareketler içinde görmekteyiz...ardından da zaten 27 mayıs devrimi gelmis ve anayasanın baslangıç bölümünde su cümlelerle TSK devrimin gerekçelerini açıklamıstır.
“Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;
Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;
Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplıyan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Millîyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;
Yurtta Sulh, Cihanda Sulh ilkesinin, Millî Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;
İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adâleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için;
Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilan ve onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adâlete ve fazilete aşık evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.”
Bu gerekçeleri yazmamın ardından oynanan oyunların siyasi tarihimizle ne kadar benzerlikler oldugunu anlatmaya çalıstım burada biri veya birilerini hedef göstermek onları küçümsemek benim isim degil bunu halk ve tarih yargılayacak ve ilk sonucunu 22 temmuzda sandıkta görecegiz benim anlatmaya çalıstıgım anlasmamak,uzlasmamak,hosgörüden yoksun olmanın,halkın iradesini anayasaya ragmen kötüye kullanmanın,sistemle kavgaya gitmenin ülkemize ne gibi bir buhranla karsıya getirdigini görmekteyiz unutmamalıyız ki hükümetler seçimle gelen ve bununla mesruiyet kazanan organlardır bir nevi devleti yöneten kiracılardır devletin koruyucusu ve bekçısı kim itiraz ederse etsin TSK’dır ve evi dagıtanları,dagıtmaya tesebbus eden kiracıların o evden çıkması ve gitmesi için müdahale eder,etmelidir bunu kimse engelleyemez. Bakın ey Türk halkı eger benim yaptıklarımı bozmaya benim yaptıklarıma mudahale edersenız ekonomi mahvolur faiz yukselir borçlarımız artar ben ne dersem o olmalıdır bu demokrasidir diyenlerin eve aslında kötü baktıgını ve evin sahibinin kiracıdan evden çıkmasını istemesi gayet dogaldır çünkü bu bir direnme hakkıdır ki alınan muhtıra da bunun ön bildirisidir.
Herkese saygılar