Filozof Aristo'ya göre Insan özü itibarıyla sosyal bir varlıktır aynı şekilde İnsan hakları evrensel bildirgesinde de Insan'ın özgür bir varlık olduğunu Aristo'ya atıf yaparak değinmiştir,Insanların da belli kurallar içerisinde eğlenmeye ve güzel vakit geçirmeye hakkı,aynı şekilde yaz aylarında belli kurallara riayet etmek koşuluyla plajlara da gitme hakkı vardır fakat "Şehirli" profiline uymak kaydıyla,nedir bu şehirli profili?,şehirli profiline uymak veya modifiye olmak için ne gibi özveriler gerekmektedir? ki bu sorularla sosyolojik bir açıdan yaklaşırsak daha iyi olacatır.
Türkiye'de 1930lu yılların başından başlayarak Istanbulun Şişli ilçesi'nin dışında Latin amerikadaki varoşlara benzer bir yapılanmanın olduğunu teneke evlerin bu ilçenin dışında çoğalmaya başladığını gazeteler yer vermeye başlamıştır,bu bir zamanlar PKK terörü yeni yeni başlamışken Turgut özal "Bunlar üç beş çapulcunun yaptığı şeylerdir,müsterih olunuz" demecine benzer sözler söylenerek hep görmezden gelinmiştir şuanki durumu da son 27 yıla kadar ne gibi bir seviyeye ulaştığını söymeye gerek yoktur.Gecekondulaşma sorunu genç cumhuriyetimiz için yeni yeni oluşan ve pek tabi farkına varılmayacak bir konuydu diyebiliriz,Türk toplumu feodal doğu tipi bir ortaçağ sürecinden alınıp 6 ok'la tanıştırılmış ayın zamanda da Devrimin kendi doğası gereği ortaçağ'dan sanayii çağına avrupadaki çalkantılı süreçlerden getikten sonra değil doğrudan atlatılmıştır,Avrupaya bakacak olursak sanayii devrimi ve öncesinde insanların çoğunun bizim alt tabaka diye hitap ettiğimiz insanlardan daha kötü şartlarda ve kötü bir sosyolojik süreç içerisnden geçtiğini biliyoruz ve şuan içlerinden bazıları bilgi çağını yaşamaktayken bazıları bilgi çağına geçişte geri kalmıştır.Biz hala sanayileşmenin ardından avrupanın yaşadığı süreci aşağı yukarı 150 yıl geriden tıpkı matbaayı ilk defa 17.yy'da kullanmaya başlamamız gibi,yani herşeyi geriden takip etmemizin acılarını çekmekteyiz.Genç cumhuriyet 30 yaşına geldiğinde daha önce sanayileşme temelleri atılmış ve hızla bu sanayileşme süreci içinde önemli adımlar atılıyordu DP politikalarıyla bu yeni yapılan fabrikaları doldurmak için "ey milletim çoğalın" türü içi boş,populist...(!)demeçlerle büyüme ile kalkınmayı da birbirine karıştırarak 1950'de kazandığı büyük şansı Ismet paşa'nın koltuğuna konduk artık iktidar biziz,koltuk bizimdir havasında küçük amerika olma hayalleriyle sanayileşmeyi planlı programlı yapamamış olması bir yana Org.Fevzi çakmak ve bazıları Atatürk devrimlerini tam olarak anlayamayan fakat özünde canlarını feda edecek kadar vatansever olan bu kişiler Ismet paşaya "Paşam,Komunist yuvalarını bir an önce kapamak lazım gelmiştir" telkinleriye köy enstitülerine yani sanayileşmenin bel kemiğine baltayı vurmuştur daha da bunla yetinilmemiş Halk evleri kapatılmıştır ne olmuştur? Osmanlıdan alınan her güzel miras gibi geri kalmışlığı da miras alan Ata'nın Cumhuriyeti bunları yok etmek için köylüyü yani bu memleketin efendisi olan insanları eğitmek için kurduğu kurumları Ismet Inönü'nün yaklaşan DP korkusuyla ve oy kaybı endişesiyle kendi eliyle yok etmiştir (halbuki korumaya and içmişti)bu da kırsaldan şehirlere yoğun göç dalgalarının yaşanmasına neden olmuştur müdahaleci kapitalizmin de etkisiyle gecekondulaşmaya göz yuman hükümetler tam sanayileşemeyen ülkemizin güzide şehirlerini gecekondulaşmaya teslim etmiştir.Gelen ilk goç dalgaları adapte olmak için çaba harcamıştır ve bir kısmı olmuştur fakat daha sona yani 1980lerden sonra gelen göç dalgaları adapte olmak bir yana kendi kültürünü şehirlilere kabul ettirme yoluna gitmek gibi garip bir o kadar da farklı sosyolojik sonuçların doğmasına yol açmıştır.Orta sınıf bu oluşumlara tabi ki ters bakacaktır ortaya iki farklı durum ortaya çıkmıştır,şehirli olanlar ve şehirli olmaya direnen sınıf(?)bu insanları kabul etmek gerekirse şehirli saymak çok yanlış olacaksa aynı zamanda orta sınıfın da modern alışveriş merkezlerinde haftasonunu geçirdiği savı da kanımca bi o kadar da yanlıştır çünkü her orta sınıf mensubu aileler "alışveriş" merkezlerinde değil bir çok alternatif mekanlarda pekala haftasonunu değerlendirmektedir zaten alışveriş merkezleri de 1980'lerde Galeria ile başlayan yeni bir furyadır ve 90ların sonunda artık kontrolden iyice çıkmış tüketim toplumu oluşumunun alt yapısıdır.Sorun tekrar belirteyim belli bir kesimi eleştirileceğimize, bu hemşerilerimizin talepleri doğrultusunda görece daha merkezi yerlere neden yeşil alanlar konmadığı üzerine kafa yorma konusu ikinci plandadır fakat bunun yapılması kısa vadede yapılması gerekliliği vardır ki yapılmakta insanlara belli yerler gösterilmektedir asıl sorun bu insanların şehre modifiye edilmesi için uzun vadede planlanması gereken işin 1.planda olmasıdır ki bu Halkçılık ilkesinin gereğidir.Bu ülke bizim bir hak verilmişse bunu herkesin kullanması lazım onun için Mengü'nün dediklerinin bazılarına katılmasam da kuşkusuz katıldığım noktaları da mevcut
Sözün özü
1.Sanayileşmenin tamamlanamaması
2.Nitelikli eğitimin yaygınlaşamaması
3.Feodal toplumdan modern topluma geçişin tamamlanaması sorunu
bunları hallettiğimiz zaman şehirleşme gibi bir sürü sorunu halledeceğimiz konusunda ümidim var ama unutmayalım bu ülkeyi 1950den sonra hep sağ anlayışlar yönetti,yönetiyor sonuç ortada hiç sola fırsat tanınmadı umarım CHP-DSP-SHP birleşmesi yaşanır da bu sorunların çözümü olan Halkçılığın uygulanma fırsatı doğar ama tabi bunun için 5 yıllık bir iktidarlık süreciyle çözmemiz olanaksızdır en az 30 küsür yıl gerekir kanısındayım bu da bizi halkçılığın uygulanması konusunun sadece solun değil sağın da sahip çıkması gerekliliğini ortaya çıkarıyor
Türkiye'de 1930lu yılların başından başlayarak Istanbulun Şişli ilçesi'nin dışında Latin amerikadaki varoşlara benzer bir yapılanmanın olduğunu teneke evlerin bu ilçenin dışında çoğalmaya başladığını gazeteler yer vermeye başlamıştır,bu bir zamanlar PKK terörü yeni yeni başlamışken Turgut özal "Bunlar üç beş çapulcunun yaptığı şeylerdir,müsterih olunuz" demecine benzer sözler söylenerek hep görmezden gelinmiştir şuanki durumu da son 27 yıla kadar ne gibi bir seviyeye ulaştığını söymeye gerek yoktur.Gecekondulaşma sorunu genç cumhuriyetimiz için yeni yeni oluşan ve pek tabi farkına varılmayacak bir konuydu diyebiliriz,Türk toplumu feodal doğu tipi bir ortaçağ sürecinden alınıp 6 ok'la tanıştırılmış ayın zamanda da Devrimin kendi doğası gereği ortaçağ'dan sanayii çağına avrupadaki çalkantılı süreçlerden getikten sonra değil doğrudan atlatılmıştır,Avrupaya bakacak olursak sanayii devrimi ve öncesinde insanların çoğunun bizim alt tabaka diye hitap ettiğimiz insanlardan daha kötü şartlarda ve kötü bir sosyolojik süreç içerisnden geçtiğini biliyoruz ve şuan içlerinden bazıları bilgi çağını yaşamaktayken bazıları bilgi çağına geçişte geri kalmıştır.Biz hala sanayileşmenin ardından avrupanın yaşadığı süreci aşağı yukarı 150 yıl geriden tıpkı matbaayı ilk defa 17.yy'da kullanmaya başlamamız gibi,yani herşeyi geriden takip etmemizin acılarını çekmekteyiz.Genç cumhuriyet 30 yaşına geldiğinde daha önce sanayileşme temelleri atılmış ve hızla bu sanayileşme süreci içinde önemli adımlar atılıyordu DP politikalarıyla bu yeni yapılan fabrikaları doldurmak için "ey milletim çoğalın" türü içi boş,populist...(!)demeçlerle büyüme ile kalkınmayı da birbirine karıştırarak 1950'de kazandığı büyük şansı Ismet paşa'nın koltuğuna konduk artık iktidar biziz,koltuk bizimdir havasında küçük amerika olma hayalleriyle sanayileşmeyi planlı programlı yapamamış olması bir yana Org.Fevzi çakmak ve bazıları Atatürk devrimlerini tam olarak anlayamayan fakat özünde canlarını feda edecek kadar vatansever olan bu kişiler Ismet paşaya "Paşam,Komunist yuvalarını bir an önce kapamak lazım gelmiştir" telkinleriye köy enstitülerine yani sanayileşmenin bel kemiğine baltayı vurmuştur daha da bunla yetinilmemiş Halk evleri kapatılmıştır ne olmuştur? Osmanlıdan alınan her güzel miras gibi geri kalmışlığı da miras alan Ata'nın Cumhuriyeti bunları yok etmek için köylüyü yani bu memleketin efendisi olan insanları eğitmek için kurduğu kurumları Ismet Inönü'nün yaklaşan DP korkusuyla ve oy kaybı endişesiyle kendi eliyle yok etmiştir (halbuki korumaya and içmişti)bu da kırsaldan şehirlere yoğun göç dalgalarının yaşanmasına neden olmuştur müdahaleci kapitalizmin de etkisiyle gecekondulaşmaya göz yuman hükümetler tam sanayileşemeyen ülkemizin güzide şehirlerini gecekondulaşmaya teslim etmiştir.Gelen ilk goç dalgaları adapte olmak için çaba harcamıştır ve bir kısmı olmuştur fakat daha sona yani 1980lerden sonra gelen göç dalgaları adapte olmak bir yana kendi kültürünü şehirlilere kabul ettirme yoluna gitmek gibi garip bir o kadar da farklı sosyolojik sonuçların doğmasına yol açmıştır.Orta sınıf bu oluşumlara tabi ki ters bakacaktır ortaya iki farklı durum ortaya çıkmıştır,şehirli olanlar ve şehirli olmaya direnen sınıf(?)bu insanları kabul etmek gerekirse şehirli saymak çok yanlış olacaksa aynı zamanda orta sınıfın da modern alışveriş merkezlerinde haftasonunu geçirdiği savı da kanımca bi o kadar da yanlıştır çünkü her orta sınıf mensubu aileler "alışveriş" merkezlerinde değil bir çok alternatif mekanlarda pekala haftasonunu değerlendirmektedir zaten alışveriş merkezleri de 1980'lerde Galeria ile başlayan yeni bir furyadır ve 90ların sonunda artık kontrolden iyice çıkmış tüketim toplumu oluşumunun alt yapısıdır.Sorun tekrar belirteyim belli bir kesimi eleştirileceğimize, bu hemşerilerimizin talepleri doğrultusunda görece daha merkezi yerlere neden yeşil alanlar konmadığı üzerine kafa yorma konusu ikinci plandadır fakat bunun yapılması kısa vadede yapılması gerekliliği vardır ki yapılmakta insanlara belli yerler gösterilmektedir asıl sorun bu insanların şehre modifiye edilmesi için uzun vadede planlanması gereken işin 1.planda olmasıdır ki bu Halkçılık ilkesinin gereğidir.Bu ülke bizim bir hak verilmişse bunu herkesin kullanması lazım onun için Mengü'nün dediklerinin bazılarına katılmasam da kuşkusuz katıldığım noktaları da mevcut
Sözün özü
1.Sanayileşmenin tamamlanamaması
2.Nitelikli eğitimin yaygınlaşamaması
3.Feodal toplumdan modern topluma geçişin tamamlanaması sorunu
bunları hallettiğimiz zaman şehirleşme gibi bir sürü sorunu halledeceğimiz konusunda ümidim var ama unutmayalım bu ülkeyi 1950den sonra hep sağ anlayışlar yönetti,yönetiyor sonuç ortada hiç sola fırsat tanınmadı umarım CHP-DSP-SHP birleşmesi yaşanır da bu sorunların çözümü olan Halkçılığın uygulanma fırsatı doğar ama tabi bunun için 5 yıllık bir iktidarlık süreciyle çözmemiz olanaksızdır en az 30 küsür yıl gerekir kanısındayım bu da bizi halkçılığın uygulanması konusunun sadece solun değil sağın da sahip çıkması gerekliliğini ortaya çıkarıyor
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder